Seyda Muhammed Konyevi Sözleri

Bu Sayfamızın İçeriğinde : seyda muhammed konyevi sözleri, seyda muhammed konyevi güzel sözleri, seyda muhammed konyevi kısa sözleri Yer Almaktadır.

seyda muhammed konyevi sözleri 1

Ben dünyada yaşadığım sürece, daima ALLAH-u Zülcelal’in rahmetinden bahsedeceğim. Ümit ediyorum ki, ALLAH-u Zülcelal mahşer gününde bizlere, İnşALLAH-u Teala rahmeti ile muamele edecektir.’

‘ALLAH-u Zülcelal, nefsin istek ve arzularını yaratmış bir tarafa koymuştur. Bunun karşısına da rızasını koymuştur. Bunun için de;

‘Kullarım benim rızamı mı seçecek, yoksa nefsinin arzularını mı seçecek! ‘ diye imtihan etmektedir.

Akılsız insan odur ki, yaşadığı süre içinde, ahiret mutluluğunu düşünmeden, kendi ateşini kendi eliyle tutuşturur. Ne yazık ki insan ALLAH-u Zülcelal’den o kadar gafildir ki, arkasında cehennem olduğunu bildiği halde, gülmeye devam eder. Halbuki tek kurtuluş yolu, çok ağlamak ve daima ALLAH-u Zülcelal’e yalvarmaktadır.

Kim ki hayata nefsinin isteklerinin gözüyle bakarsa, daha dünyada iken kendi cehennem ateşini yakmış demektir. Onun için insan hata ve günahlar üzerinde konaklamadan kendisini ALLAH-u Zülcelal’e yöneltmelidir.’

seyda muhammed konyevi sözleri 2

ALLAH-u Zülcelal bu kadar şevkat ve merhamet sahibidir. O’na dönmek lazımdır. Bizim günahlarımızı affetmek O’nın yanında hiçbirşey değildir. Ne olur bizde kendimizi, O’nun merhametine layık hale getirelim. O’nun rahmetine müstehak olabilmek için de ALLAH-u Zülcelal’e çok yalvarmak ve tevbe etmek lazımdır.’

‘İnsanın, ALLAH dostlarının, ilmiyle amel eden alimlerin cemaatinde bulunmaya gayret etmesi, onlara yakın olmaya çalışması, onların sohbetlerine devam etmesi lazımdır. Bunlardan daha faydalı bir şey yoktur.

bu dünyada biraz olsun düşünmeyip, önümüze her geleni yaparsak, kıyamet gününde perişan oluruz. Tabii ki o gün pişmanlık günüdür. Ama oradaki pişmanlığın kimseye faydası dokunmayacaktır.’

‘Cüneyd-i Bağdadi (Kuddise Sirruh) ‘nin dediği gibi; Tasavvuf ehli, içine hertürlü pislik atıldığı halde ondan hep güzel şeyler çıkan toprak gibi olmalıdır. Tasavvuf ehli bulut gibi olmalıdır ki, herkesi gölgelendirsin. Tasavvuf ehli yağmur gibi olmalıdır ki, herkes ondan istifade etsin.’ buyurmuştur.

‘Ey İnsan! Eğer gerçekten ALLAH-u Zülcelal’in sevgisine talib isen, o zaman henüz vakit varken elinde olan fırsatları değerlendir. Ve sende ALLAH-u Zülcelal’in sevdiği kullarının arasına girmeye gayret et, yoksa bu fırsat elinden kaçacak ve pişmanlık sana fayda vermeyecek.

‘Mü’min iman ve maneviyat bakımından kuvvetli olmazsa, nefsin arzu ve isteklerinden kendisini kurtarıp manevi olarak tedavi olmazsa, şeytana karşı mücadele ve harb edemez.’

‘ALLAH-u Zülcelal’in merhameti olmazsa, hiçbir mahlukat kendisini kurtaramaz. Onun için ALLAH-u Zülcelal’in merhametinden bahsetmek, daima O’nun merhametine sığınmak ve O’na yalvarmak lazımdır.’

‘Kim ALLAH-u Zülcelal’in koyduğu kural ve kaideye karşı gelirse, cehennemde azab bulacak, kim de O’na itaat ederse, ondan razı olup cennetine koyacaktır. Demek ki insanoğlunun tek çaresi, ALLAH-u Zülcelal’e hakiki bir kul olmaktır.’

‘İnsan devamlı zikir ve sohbet meclisine gittiği zaman, günahkar da olsa ALLAH-u Zülcelal’in af ve mağfiretine mazhar olur.’

‘İnsanın başına ne gelirse, nefsinin şerrinden ve dünya keyf-ü sefasından gelir. Dünya ve içindeki keyf-ü sefa başımıza bela olmuştur. Onun için ALLAH-u Zülcelal’in kuvvet ve rahmetine sığınalım. Çünkü bundan başka çaremiz yoktur. O’nun ibadetinden ve zikrinden geri kalmayalım.’

‘Eğer insan, ALLAH-u Zülcelal’in kudret ve azametini layıkı ile bilseydi, bülbülün güle aşık olduğu gibi, ALLAH-u Zülcelal’e aşık olurdu ve her nereye giderse gitsin, daima O’ndan bahsederdi.’

‘İnsanın önünde cennet ya da cehennem vardır. Herkes hazırlığını hangisine gitmek istiyorsa ona göre yapmalıdır.’

Seyda-i Konyevi (Kuddise Sirruh) , bir defasında sevenlerine şöyle bir nasihatte bulundu; ‘Ey kardeşlerim! Kendime ve sizlere tavsiyem şudur; bu dünyaya bir defa geldik. Öldükten sonra bir daha gelmeyeceğiz. Zaman azdır. Bütün azalarımızı seferber yapmak suretiyle, yani ALLAH-u Zülcelal azalarımızı, hangi işi yaparak rızasını kazanmak için yaratmışsa onları o işte kullanarak, Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışalım.

Kıyamet gününü sanki bugün olacakmış gibi bilmemiz gerekir. Bakın bizden öncekiler gittiler. Biz de nöbetimizi bekliyoruz ve bizim nöbetimiz de bir gün bitecektir.

Bizler, ALLAH-u Zülcelâl’in ayetlerinden gafil olmamalıyız. ALLAH-u Zülcelâl çok şefkat ve merhamet sahibidir. O, kıyamet gününde bizleri azabı ile azablandırmayı istemiyor. Daima bizleri ayet-i kerimelerle ikaz ediyor. Bizim de bu durumdan gafil olmamamız gerekir.

Yaşadığımız zamanın, nasıl bir zaman olduğunu hepimiz görüyoruz. Bu günah bataklığının içinde ALLAH-u Zülcelâl’e yalvarmak ve O’ndan imdat istemek lâzımdır. Dua, ALLAH-u Zülcelâl’in yanında çok makbuldur. Ben böyle inanıyorum ki; Biz ALLAH-u Zülcelâl’e samimi olarak yalvarırsak, istediğimizi bize verecektir. Çünkü her şey O’nun emrindedir.

ALLAH-u Zülcelâl’in rızası ve muhabbeti, insanın çok kıymeti ve her an kaybolabilecek bir cevheridir. İnsanın daima onu araması lâzımdır. İnsan bunu aramadığı zaman kesinlikle bulamaz.

İnsan günah işlerken, onu kimse görmese dahi, o, ALLAH-u Zülcelâl’in yanında sabittir. ALLAH-u Zülcelâl, bazı günahlar sebebiyle insanı dünyadan imansız olarak ayırabilir. Onun için, insanın, kendini bütün günahlardan muhafaza etmesi gerekir.

Şunu unutmamamız lâzımdır ki bu dünya hayatı gelip geçicidir. Çok kısa bir zamandır. Ahiret ise ebedü’l-ebeddir. Onun için ALLAH-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerini unutmayalım. ALLAH-u Zülcelâl’in bizlere emrettiklerinden vazgeçmeyelim.

Bir kimsenin işlediği amel-i salih, ALLAH-u Zülcelâl’e hiç bir menfaat vermediği gibi, insanın işlemiş olduğu günah da ALLAH-u Zülcelâl’e hiçbir zarar veremez. Madem ki biz, dünyada nefsimizi o kadar çok seviyoruz, o halde neden onu ahiret azabına müstehak ediyoruz!

Şeytan, nefis ve dünya, yırtıcı hayvanların karanlık bir gecede insana hücum ettiği gibi, bizlere hücum ediyor. Eğer bizler, bunları gözümüzle görmezsek, o zaman bizi helak edeceklerdir. Buradaki gözün görmesinden maksad; kalben ve ruhen düşünüp, tefekkür etmektir.

O halde mü’mine gerek olan, ALLAH’u Zülcelâl’in azabından emin olmamak ve rahmetinden ümit kesmemektir. Yine bazı evliyalar buyururlar ki; Mü’min daima ölümü hatırlamalı, ölümü göz önünde tutup unutmamalıdır. Bütün lezzetleri makas gibi kesen ölümdür.

Eğer tövbesiz olarak, gafletle dünyadan ayrılıp ahirete gidersek, halimiz çok perişan olur. Onun için tek çaremiz; ALLAH-u Zülcelâl’in merhamet kapısına varmak, tövbe etmek ve devamlı olarak ağlamaktır. Çünkü ağlamak insanı, cehennem ateşinden muhafaza edecek bir durumdur. Hz.Peygamber (S.A.V) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Herhangi bir kimsenin gözünden, ALLAH’ın korkusundan dolayı bir sineğin başı kadar yaş aksa, o da yüzündeki herhangi bir yere değse, o yaşın değdiği yere cehennem ateşi değmez”

Aklı güzel kullanmak için, daima dini sohbetlere gidilmeli ve o sohbetlerde ALLAH’u Zülcelal’in kelamına, Hz. Peygamber (S.A.V) ‘in hadis-i şeriflerine ve büyük zatların menkıbelerine yer verilmelidir.

Hz. Peygamber (S.A.V) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Mü’minler birlerine karşı sevgi ve muhabbette, adeta bir vücut gibidirler. Nasıl vücudun bir organı rahatsız olduğunda, diğer bütün organlar rahatsız oluyorsa, öyle rahatsız olurlar. Onu tedavi etmek için hep beraber uğraşırlar”

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek, birbirinden ayırt etmek için bizden önceki seleflerin, Ashab-ı Kiram’ın hal ve hareketlerini öğrenmemiz lazımdır. Bunları öğrendiğimiz zaman, hem kendi noksanlığımız, hem de diğer mü’min kardeşlerimizin noksanları meydana çıkar.

Mümin her şeyi kendisi için değil, sadece ALLAH rızası için yapmalıdır. Böyle yaptığı zaman ALLAH onun kalbindeki kötü hasletleri çıkaracaktır. Niyeti ALLAH’ın rızası olduğu zaman, hata ile bir sefer şeytana uysa ALLAH-u Zülcelal mutlaka ona tevbe nasip eder. Ve o günahı üzerinde devam etmez. Bu niyetin bereketi ile olur. Çünkü onun kalbinde sadece ALLAH rızasını kazanma amacı vardı. ALLAH’ın vereceği ecir ve sevaplar o kişinin kalbinde çok mühimdir. Kalbinde iyi niyetiyle, bir hata yapsa dahi hemen hatasının idrakine varıp tevbe eder. ALLAH-u Zülcelal sanki şeytana uymamış gibi onu affeder.

İnsan kalbini münevver yapmak isterse ALLAH’u Zülcelal’in emirlerini ve Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem’in sünnetlerini yapması lazımdır. Kişi kıyamet gününde huzura salih bir mümin olarak çıkmak istiyorsa geceleri ibadet yapması lazımdır. Kişi ne türlü hata yaparsa yapsın kendi nefsinden bilmeli. ALLAH-u Zülcelal insanlara nefis ve akıl vermiştir. Eğer aklını kullanır ve ALLAH’ın yolundan giderse, o zaman nefsini kendine esir yapar ve hem dünyada hem ahirette hayırlı olan şeyleri yapma niyetinde olur.

Eğer nefis onu esir alırsa ve o da onu dinlerse, o zaman dünyadaki keyf-u sefa, hata, günah içine düşürecektir. Onun içindir ki kişi daima nefsini esir etmeli, nefsine dünya ve ahiret için kârlı olan şeyleri yaptırmalıdır. Kişi kendini ALLAH-u Zülcelal’e karşı daima noksan görmeli. Kendini ALLAH’a karşı noksan görmezse, asıl o zaman noksandadır ve zarardadır. Kişi kendini dünyada noksan ve taksirat sahibi gördüğü zaman, mutlaka hali onu ilerlemeye sevk edecektir. Fakat noksan değilim niyetinde olduğu zaman o daima noksan kalacaktır.

Bir mü’min kardeşimiz, ‘senin yaptığın şey iyi değildir bunu yapma günahtır.’ dediği zaman, onun sözüne uymamak veya kulak asmamak zarar verir. Ve o insandan hayır umut edilmez. Şeyh Ahmed er-Rufai kuddise sırruh müridlerine şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra mutlaka kalkın. O zamanın fırsatını kaçırmayın, çünkü ALLAH-u Zülcelal’in rahmeti gecenin üçte ikisi geçtikten sonra nazil olur. Kime o fuyuzat ve rahmet gelirse onun kalbi ihya olur. O rahmette ancak seher vaktinde uyanık olan kimselere nazil olur, ve onlara dağılır, herkes kendi payını alır.”

Uyuyanlar o paydan mahrum kalır. Kişi daima kendi kusurlarıyla meşgul olmalıdır. Başkalarının kusurlarına bakmamalıdır. Çünkü kişi bir kimseyi hatasından dolayı ayıplarsa o hata ya da o günah onun başına gelmeyinceye kadar ölmez dünyadan ayrılmaz.

İnsanlar birbirlerinin hata ve iyiliklerine bakmamaları lazımdır. Olabilir ki bir hoca bir üstad iyi bir şey yapmadığı zaman, diğer insanlarda ona bakarak yapmaması uygun olmaz. Mesela; Olabilir ki o bir özürden dolayı cemaate gidemiyordur. Diğer insanlarında ona bakıp cemaati terk etmeleri caiz olmaz.

Bazı evliyalar demişlerdir ki; bu korkudan dolayı bazı zamanlar hasta oluyordum veya geceleri ibadetten dolayı çok halsiz kalıyordum, sabah namazına giderken ayaklarımı sanki arkamdan çekiyordum. Ama başkalarının da bize uymak için, üstadımız cemaate gitmiyor bizde gitmeyelim demesinden korktuğum için ne halde olursam olayım camiye gidiyordum. Çünkü bize bakıp camiyi terk edenler helak olacaklardı.

İşte bunun için bir mümin kardeşimiz bir ibadetten geri kaldığı zaman bizde ona uymamamız lazımdır. Olabilir ki bir özürden dolayı o ibadeti yapamıyordur. Abdulkadir Geylani kuddise sırruh hazretlerine bu makamlara nasıl ulaştınız diye sorduklarında şöyle cevap verdi; ‘Ben kolaylıkla olmadım. Çoğu zaman bana deli diyorlardı.

Çok zamanlar beni tımarhaneye gönderiyorlardı. Bazı zamanlarda günlerce Bağdat ve Irak’ın dağlarında kalıyordum. Bazen de çöplüklerden meyvelerin kabuklarını toplayıp yiyordum’ Bu haline rağmen Abdulkadir Geylani kuddise sırruh ALLAH-u Zülcelal’e ibadetle ve tevekkülle ve sabır ile Abdülkadir Geylani oldu. ALLAH-u Zülcelal’in yanında iltimas yoktur. İnsan ne derece ona ibadet yaparsa ALLAH-u Zülcelal de o şekilde ona veriyor.

Seyda Hazretleri buyuruyor: “Kim Abdulkadir Geylani’nin amelini yaparsa o da Abdulkadir Geylani olacaktır. Abdulkadir Geylani bedava Abdulkadir Geylani olmamıştır.”

ALLAH-u Zülcelal’in azameti, kudreti insanın kalbine fikrine aklına yerleşmesi lazımdır. ALLAH-u Zülcelal çok kuvvet ve azamet sahibidir. Kişi yaptığı amelden de yapmış olduğu günahlarından da daha fazla ALLAH dan korkmalıdır.

Sadatlar onun için her amelden sonra 25 defa estağfirullah çekmişler. Yani estağfurullah Ya Rabbi bu ameli sana layık olarak huzurlu bir şekilde yapmadım. Kişi günahlardan nasıl korkuyorsa o şekilde yaptığı amelden de tam layık olarak yapmadığından dolayı ALLAH’tan korkacak ve özür dileyecektir. Böyle yaptığı zaman ALLAH’u Zülcelal’in yanında makbul olur.

Mü’min olarakta; insanlar ona herhangi bir zarar ve eziyet verdiği zaman, onların zararına ve eziyetine, meşakkate tahammül etmesi lazım. Mü’minin ahlakı böyle olmalıdır. Ve onun kalbine hiddet ve gazap geldiği zaman elden geldiği kadar hiddetini yutması lazımdır. Eğer onu yutmazda aynı karşılığı verirse ondan sonra özür dilemesi lazımdır. Bu hal onun için daha selametlidir. Müminin şuurlu olması lazımdır. Daima noksanlarını ve kâr ettiği şeyi bilmesi lazımdır.

Mü’minin günlük, aylık, senelik olarak ahiret için yaptığı ameller noksan olur fakat zahiren fazla olabilir. Mü’min ne yaptığını bilmesi lazımdır. Çünkü ne yaptığını bilmediği zaman devamlı olarak noksan giderse insan kıyamet gününde perişan olur.Amelde bir gevşeme olduğu zaman noksan olduğunu bilecek hemen amel için bir hazırlıkta bulunacaktır. Eğer böyle düşünmezse daima zararlı olarak ömrünü geçirecektir.

Ve herhangi bir mümin kardeşimiz amel yapıyor hizmet yapıyor buna engel olmamamız lazımdır. Bizim de ona yardımcı olmamız lazımdır. Eğer ona engel olursak kıyamet günü ALLAH-u Zülcelal gazaba gelir ve olabilir ki dünyada da azap verir.

Şöyle anlatılmıştır: “Siyalkoş zayıf bir hayvandır. Daima aslanla beraber geziyordu. Ona fazla yaklaşmıyor ve ondan da fazla uzaklaşmıyordu. Ona şöyle dediler? Sen niye devamlı onunla beraber geziyorsun fakat fazla yaklaşmıyorsun. O hayvanda şöyle dedi: Ben ona fazla yaklaşmıyorum çünkü arslan kuvvetli bir hayvandır. Bir gün bana kızar ve beni parçalayabilir. Benim ondan ayrılmadığımın sebebi de o hayvanları parçalıyor, ben de ondan arta kalanlarından istifade ediyorum.”

Mü’minde ALLAH-u Zülcelal’e karşı böyle olması lazımdır. Daima ALLAH’u Zülcelal’in huzurunda böyle olduğu zaman ALLAH-u Zülcelal’in hazineleri onun olacaktır. Her şey O’nun elinde olduğu için hazineleri doludur. Hazinelerden verildiği zaman hem dünyası hem ahireti selametli olacaktır. Onun için insan ALLAH-u Zülcelal’in dergahından ayrılmaması lazımdır. Ve daima onun zikriyle meşgul olmalıdır. İnsan ALLAH’ı zikrettiği zaman onun bütün hali, ruhu, sırrı tertemiz olur. O bu şekilde ALLAH’ın huzurunda olacaktır. ALLAH-u Zülcelal’in huzurunda olduğu zaman onun her şeyi yerindedir. Hem dünyası hem ahireti temin olur.

Bir ALLAH dostu şöyle anlatmıştır: Bir gece ibadetimde gevşeklik oldu. Baktım geceleri ışığın üzerine kendini atan ateşböceği ışığın etrafında dolaşıyordu. Sabaha kadar yüzlerce defa döndü. Nefsime dedim;

“Ey nefsim! bak sen gece ibadetinde gevşeklik ettin, bak bu hayvanın maksudu bu ışıktır, onun için yediyüzbin sefer kendini ona atıyor, yanıyor yine dönüyor yine kendini ışığın üzerine atıyor. Maksudundan ayrılmıyor. ALLAH-u Zülcelal’de senin maksudundur, ama sen ondan dönüyorsun. Bu şekilde ben nefsime tavsiyede bulundum. Sanki o hayvan bana üstad oldu ve şeyh oldu, ondan ders aldım. Bu hadiseden sonra, bir daha ibadetimde gevşek davranmadım.”

Anlaşılıyor ki insan kendi maksuduna giden yolda sabırlı olması gerekiyor. Sabırlı olduğu zaman mutlaka ALLAH-u Zülcelal ona bir kapı açar.

Şöyle anlatılır: Fakir bir kişi gitti padişahın kızını istedi. Padişah dedi ki;

-Sen fakirsin, elbisen eski, toz toprak içindesin, onun mihrine ve ücretine senin gücün yetmez. Fakir;

-Onun mihri ne kadardır? dedi. Padişah:

-Onun mihri 100 cevherdir. Her bir cevher de 10.000 dinardır, dedi. Fakir:

-Bu cevher nerede bulunuyor? diye sordu. Padişah;

-Onun cevheri denizde bulunur, dedi. Bunun üzerine fakir kalktı yola düştü, çünkü kendi maksuduna ulaşmak için kararlı idi.

Gitti evden ağlarını aldı. Ağı denize attı, bir müddet sonra çekti fakat bir şey çıkmıyordu. Padişahın adamları durumu padişaha anlattılar.

-Senin kızını isteyen fakir, gitmiş denizin kenarında o cevherleri toplamak için denize ağ atıyor, dediler. O fakir günlerce denizin kenarında cevher çıkarmak için bekledi. Her gün gidiyor, bakıyor bir şey çıkmamış geri dönüyor, sonraki gün yine gidiyordu. Padişah da fakirin bu durumunu izliyordu. Bir gün Padişah fakiri çağırdı, Ona kızını nikah etti ve etrafındakilere şöyle dedi;

Bunun kastı niyeti sabrı olduğu için ben onu kendime vezir kabul ettim. Çünkü o padişah akıllı bir insandı. Fakiri imtihan etti ve gördü ki kendi maksuduna ulaşmak için sabırlı idi.

İnsan da böyle olması lazımdır. Bir kişi virdini çekiyor, olmadı huzurlu değilim diye dersi bırakıyor, aylarca çekmiyor. Böyle olmaması lazımdır, sabırlı olacak. Çünkü sabırlı olduğu zaman ALLAH-u Zülcelal mutlaka kapıyı onun için açar ve onun maksudunu ona nasip eder.

İnsan ancak kalbi ile ahiretini temin edebiliyor. Onun içinde; ‘Her gün sabah ezanından sonra sabah namazını kılmadan önce kırk sefer ‘Ya hayyu ya kayyum lailahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin’ derse onun kalbi ihya olur.

Bu duayı Ebu Muhammed el-Kettâni Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem’i rüyasında gördüğünde O’na kendi kalbini şikayet etti Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem ona her gün 40 sefer bu zikri oku senin kalbin ihya olur, buyurdu.

Bu dua sabah ezanı ile sabah namazının kameti arasında okunursa daha efdaldir. Çünkü ezan ile kametin arasındaki dua daha makbüldur.

Sabır çok mühimdir özellikle ALLAH’u Zülcelal’e ibadet üzerinde sabır çok mühimdir. ALLAH’u Zülcelal’e karşı insan sabırlı olursa ALLAH-u Zülcelal de o kişiyi kendine çeker.

İnsan nasıl sabırlı olacak? ALLAH için günahlardan kendini muhafaza edecek, günah yapmamak için sabırlı olacak, ibadetin üzerinde sabırlı olduğu zaman ALLAH-u Zülcelal o kişiyi kendine doğru çeker insanda o zaman daima hayır yapar, günahlardan da muhafaza eder.

Bir mümin, kardeşlerine ikramda bulunursa onlara hürmetkar olursa ALLAH-u Zülcelal o kişiyi müminlere istifadeli kılar ve insanların ona tabi olmasını sağlar. Ve insanlar ondan istifade eder, insanlara önder olur. Herhangi bir kimsede müminlere, evliyalara karşı muhabbetli olmasa ve onlara ikramda bulunmasa, o da dünyada rezil olur.

İnsan ALLAH’u Zülcelal’in zikrinden mahrum kalmamalıdır. Zikir yalnız dil ile değil, huzurla, tefekkürledir. Yani insan; ALLAH-u Zülcelal beni görüyor benim kalbime muttalidir diye düşünürse, ALLAH’u Zülcelalin lutfu merhameti şefkatini kalpten, manevi olarak isterse, talip olursa bu da zikirdir. Hatta zikrin en kıymetlisidir. Onun için Hasan-ı Nuri kuddise sırruh şöyle demiştir;

‘Kişinin en büyük azabı ALLAH’u Zülcelal’in zikrinden mahrum kalmasıdır.’

Onun için, nasıl bir fakir, zenginin kapısına gidiyor bir şey istiyor, zengin de cömert ise hemen ona istediklerini veriyorsa, ALLAH-u Zülcelal daha cömerttir. Manevi olarak kalbimizi daima onun önünde açar ve ondan şefkat merhamet ihsan iman talep edersek, bunlar onun yanında bol olduğu için, ondan istediğimiz zaman hem zikir olur hem de ALLAH-u Zülcelal o kişinin maksudunu ona nasib eder.

ALLAH-u Zülcelal tarafından bazı kimselere şöyle nida gelmiştir:

“Eğer beni görmüyor iseniz, beni ismimle çağırın, çünkü benim zatımda ismimle beraberdir.”

Bazı insanlar; kötü insanlardan ayrılalım. Onlara yaklaşmayalım onlardan uzak olalım, diyorlar. Şeyh Hasan-ı Şazeli kuddise sırruh şöyle buyuruyor:

“Kim kötü insanlardan ayrılmak istiyorsa, ilk önce kendi nefsinden ayrılması lazımdır. Çünkü Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

‘Sizin en büyük düşmanınız, koltuğunuzda sakladığınız nefsinizdir.’ (Beyhaki:157; Ali el-Müttaki,Kenzü’l-Ummal:IV/431)

Yediğimiz yemekte zikir ile bitmesi lazımdır. Çünkü insan yediği yemek insanın vücudunda kan oluyor, et oluyor. Eğer gafletle, günahla yemek yerse o zaman insanın vücudunda oluşan o kan, et vs. pis ve habis olur ve vücut günahlara meyilli hale gelir.

Şöyle anlatılmıştır; “Bazı kişiler zikir yaparken onların başına taş düşmüş onların başından kan yere dökülmüş, başlarından akan kan yerde ALLAH lafzı yazmıştır.”

Demekki insan ALLAH-u Zülcelal’in zikrini huzurlu bir kalp ile çekerse, vücudundaki kanı dahi ALLAH’ın zikri ile doluyor.

Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

‘Yemeğinizi ALLAH-u Zülcelal’in zikriyle ve namazla eritin ve yemekten sonra hemen yatmayın ki kalbiniz katı olmasın.’ (Ramuzu’l-Ehadis:I/67,hd.10)

Bir kimsenin mürşidine ve mürit arkadaşlarına karşı muhabbeti kesildi ise, o bilmeli ki ALLAH-u Zülcelal’in kapısından tard oldu manasına gelir. Bunun için insan elinden geldiği kadar muhabbetini muhafaza etmesi lazımdır.

Kişi zikir meclislerinde, zikrin ortasında yada, zikir bitmeden çıkmak, kalan kişilerin kalplerinde zayıflık meydana getirir. Eğer; namazdan sonraki tesbihatlar olsun, herhangi bir zikir olsun, kişi zamansız kalkıp gittiği zaman, geri kalan kişilerin kalbinde bir zayıflık, bir soğukluk meydana gelir. Onun için buna fırsat vermemek lazımdır. Eğer abdest için çıkıyorsa, zikre geldiği zaman az yemek yesin veya abdestini tazelesin öyle gelsin, bu gibi şeylere fırsat vermesin.

Mü’min için münasip olan; hal ve hareketleri ile sözleri ile diğer arkadaşlarına eziyet vermemesidir. Böyle yaparsa insanların en kötüsü olur. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur;

‘İnsanların en kötüsü, şerrinden (kötü davranışlarından) muhafaza olmak için insanların onu terkettiği kişidir.’ (Buhari,Edeb:38; Müslim,Bir:73; Ebu Davud:4791; Tirmizi:1996)

Şeyh Muhammed Şenavi kuddise sırruh şöyle anlatmıştır:

‘Şeyh Yusuf Acemi kuddise sırruh’nin yanında bir seyyid oturuyordu. Herkes Yusuf Acemi’nin elini öpüyor ve ona hürmet ediyorlardı. Hiç kimse seyyid olan kişiye iltifat etmedi. Bu durum seyyid’in garibine gitmiş, ve her insanın başına gelebilecek şey onun başına da geldi,

-Niye herkes ona iltifat ediyor da ben seyyid olduğum halde bana iltifat etmiyorlar, diye içinden geçirdi.

Yusuf Acemi kuddise sırruh onun kulağına eğildi, kimsenin duymayacağı bir sesle şöyle dedi;

“Ey Seyyid! Bunlar ben senin ceddine tabi olduğum ve senin ceddinin ahlakı ile ahlaklandığım için bana iltifat ediyorlar. Ben senin ceddine tabi olmuşum, sen de benim ceddime tabi olmuşsun, benim ceddim de cahil idi, bunun için bana iltifat ediyorlar sana etmiyorlar.”

Anlaşılıyor ki, kim ALLAH-u Zülcelal’in takvasında bulunmaz, Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem’in ahlakıyla ahlaklanmaz ise ona iltifat edilmez. Seyyid de olsa Şerif de olsa ona iltifat edilmez.

 

Seyda Muhammed Konyevi Kitapları Eserleri

 

Manevi Hayat (Cep) Kalp Gözüyle Ölüm ve Kıyamete Bakış Ebedi Hayatın Huzuru (Cep) Allah Dostları / Hayatı-Sözl…

 

Fetvalar / Hanefi ve Şafii M…
Cennet Yolunun Rehberi Kalplerin Şifası 2 / Sohbetl… Namaz Tesbihatı (Cep Boy) Tevbe (Cep Boy) İlim Amel İhlas (Cep Boy)
Dualar Tasavvuf Ayet ve Hadislerd… Gelin Allah İçin Birbirimizi… Kalplerin Şifası 1 / Sohbetl… Kurban Risâlesi cep boy
Tevhid Risâlesi (Cep Boy) Ramazan Risâlesi ve Üç Aylar Evlilik Risâlesi (Cep Boy) Uhuvvet Risâlesi (Cep Boy) İlim ve Salih Amel Risâlesi (Cep Boy)
Zekat Risâlesi (Cep Boy) Sabır ve Şükür Risâlesi (Cep Boy) Namaz

(Cep Boy)

Gönül Sohbetleri

(10 DVD)

Evrad-ı Konyevi

(Cep Boy)

İslam Akaidi Azaların Afetleri Tasavvufa Giriş ve Zikir Adabı Mü-minin 24 Saati Sıla-i Rahim Risâlesi
Hizmet Risâlesi (Cep Boy) Alışveriş ve Ticaret Risâlesi (Cep Boy) İtidâl Risâlesi (Cep Boy) Bela ve İmtihan Risâlesi (Cep Boy) Güzel Ahlak Risâlesi (Cep Boy)
Hz. Peygamberi (S.A.V.) Üstün Ahlakı Hz. Ebu Bekîr es-Sıddık İslami Hayat İçin Temel Esaslar Kadın ve Aile İlmihali Hatme Duası

(Cep Boy)

Tasavvuf Risâlesi (Cep Boy) Evlatlarıma ve Dostlarıma Vasiyetim Aile Risâlesi

(Cep Boy)

Nefs-Şeytan-Dünya (Cep Boy) Peygamberler, Sahabeler ve ALLAH Dostlarından İbretli Kıssalar
Saadeti Nasıl Buldular? Esmâu’l Hüsnâ

(Cep Boy)

Muhabbetullah ve Tasavvuf Ayet ve Hadislerle Kalbe Şifa Veren İslami Hayat ALLAH’ı Görür Gibi İbadet Etmek
Fitne ve Tefrika Tehlikesi Nefse Hitap Namaz Hocası Tesettür ve Hicab Risâlesi (Cep Boy) Kur’an ve Sünnete Göre Çocuk Terbiyesi
Âdâb / Kur’an ve Sünnet Işığında İlmihal / Hanefi ve Şafii Mezhebine Göre İbadetlerin Edep ve Sırları Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Kıssaları Hz. Peygamber S.A.V ve Sahabe-i Kiram’ın Yaşadığı Ramazan Dört Mezhebe Göre Hac ve Umre Rehberi
Mümin Kardeşliği

(Cep Boy)

Örnek İnsan Hz. Muhammed (S.A.V.) Açıklamalı Hadislerden Seçmeler Muhtelif Sorulara Ehl-i Sünnete Göre Cevaplar

 

 

PAYLAŞ

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir